Dilgan Taş Kertuş

TURİSTİ HATAY’A GETİRMEK YETMEZ, HATAY’DA TUTMAK GEREK

Yayınlama:

Turizmde yıllardır en çok sorduğumuz sorulardan biri şu:

“Hatay’a daha fazla turist nasıl getiririz?”

Elbette önemli bir soru. Ama yıllardır turizmin içinde olan biri olarak artık bu sorunun tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum.

Belki de önce şunu sormalıyız:

Hatay’a gelen turist burada ne kadar kalıyor?

Kaç gece konaklıyor? Şehrin kaç ilçesini görüyor? Gastronomiden denize, tarihten kültüre, doğadan kırsal yaşama kadar Hatay’ın sunduğu değerlerin ne kadarına dokunabiliyor?

Çünkü turizmde mesele yalnızca ziyaretçi sayısı değildir. Asıl mesele, gelen insanın şehirde ne kadar zaman geçirdiği ve o zamanın şehrin ekonomisine nasıl yayıldığıdır.

HATAY’I TEK TEK İLÇELERLE DEĞİL, BİR ROTA OLARAK DÜŞÜNELİM

Hatay’ın en büyük avantajlarından biri, kısa mesafeler içerisinde birbirinden tamamen farklı turizm deneyimleri sunabilmesi.

Fakat biz çoğu zaman bu değerleri birbirinden bağımsız anlatıyoruz.

Oysa turistin önüne bir harita koyduğumuzu düşünelim.

Antakya’dan başlayan bir yolculuk yalnızca Antakya’da neden bitsin?

Reyhanlı’ya geçtiğimizde Reyhanlı Cemil Meriç Kültür Evi var. Cemil Meriç’in doğduğu evin müzeye dönüştürülmüş olması Reyhanlı’ya yalnızca turistik değil, edebiyat ve düşünce tarihi açısından da farklı bir değer kazandırıyor.

Ardından Yenişehir Gölü…

Reyhanlı’yı ziyaret eden bir insanın ilçeden geçip gitmesi yerine, göl çevresini de içine alan bir gezi deneyimi oluşturulabilir.

Aynı ilçede Mervan Altınorak’ın atık malzemeleri sanata dönüştürdüğü ileri dönüşüm çalışmaları var. Altınorak’ın kendi çalışmalarını “ileri dönüşüm sanatı” üzerinden tanımlaması bile bize başka bir turizm alanının kapısını gösteriyor: sanat ve yaratıcı turizm.

Bunun yanına Reyhanlı’nın gastronomisini koyabiliriz. Tuzda tavuk gibi yöreyle özdeşleşmiş lezzetleri yalnızca yemek olarak değil, seyahat programının gastronomi durağı olarak değerlendirebiliriz.

İşte destinasyon dediğimiz şey biraz da budur:

Bir ilçeye gitmek için tek bir neden değil, birkaç farklı neden oluşturmak.

REYHANLI’DAN ALTINÖZÜ’NE: ZEYTİNİN HİKÂYESİNİ TURİZM ÜRÜNÜNE DÖNÜŞTÜRMEK

Rotayı Altınözü’ne çevirdiğimizde karşımıza bambaşka bir Hatay çıkıyor.

Zeytin…

Zeytinyağı…

Kırsal yaşam…

Gastronomi…

Kültür…

Altınözü’nde yıllardır düzenlenen Zeytin, Zeytinyağı ve Gastronomi Festivali aslında bunun önemli örneklerinden biri. Festival; hasattan yöresel ürünlere, gastronomi etkinliklerinden kültürel gösterilere kadar zeytinin etrafında bir ziyaret deneyimi oluşturuyor.

Üstelik Tokaçlı Zeytin Müzesi gibi duraklar sayesinde zeytini yalnızca tattığımız bir ürün olmaktan çıkarıp hikâyesini anlattığımız bir turizm değerine dönüştürme imkânımız da var. Kaymakamlık kaynakları müzenin bölgenin zeytincilik kültürünü gelecek kuşaklara aktarma amacıyla oluşturulduğunu belirtiyor.

Ben tam da burada bir fırsat görüyorum.

Festival zamanı Altınözü’ne binlerce insanın gelmesi elbette kıymetli. Fakat hedefimiz sadece festival günleri olmamalı.

Zeytinin hikâyesini yılın tamamına yayılan bir turizm ürününe dönüştürebilir miyiz?

Bence konuşmamız gereken sorulardan biri bu.

VE ROTANIN UCUNDA YAYLADAĞI, KARAMAĞARA VE DENİZ VAR

Sonra rotayı Yayladağı’na çevirelim.

Burada karşımıza Hatay’ın belki de yeterince anlatamadığımız değerlerinden biri çıkıyor:

Kara Mağara Koyu.

Karamağara’nın berrak denizi ve kendine özgü kıyı yapısı başlı başına dikkat çekici. Hatay Büyükşehir Belediyesi de bölgeyi Yayladağı’nın önemli doğal noktalarından biri olarak tanımlıyor.

Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim konu dalış turizmi.

Bu yeni ortaya atılmış bir fikir de değil. Hatay İl Turizm Stratejisi ve Eylem Planı’nda Karamağara çevresinde dalış turizminin geliştirilmesi açık biçimde ele alınmış ve bölgenin dalış turlarında kullanıldığı belirtilmiş.

O hâlde yeniden sormamız gerekiyor:

Neden Karamağara’yı Hatay’ın su altı turizmi rotasının önemli duraklarından biri hâline getirmeyelim?

Bunu doğru altyapı, çevre koruma anlayışı, güvenli erişim ve profesyonel turizm hizmetleriyle desteklediğimizde Yayladağı yalnızca içinden geçilen bir sınır ilçesi değil; doğası, kıyıları ve su altı değerleri için özellikle gidilen bir destinasyon olabilir.

TURİSTİN ÖNÜNE HATAY’IN HİKÂYESİNİ KOYALIM

Şimdi bütün bu noktaları yan yana düşünelim.

Antakya’nın tarihi ve gastronomisi…

Reyhanlı’da Cemil Meriç’in kültürel mirası, Yenişehir Gölü, ileri dönüşüm sanatı ve yerel gastronomi…

Altınözü’nde zeytin, zeytinyağı, festival kültürü ve kırsal turizm…

Yayladağı’nda Karamağara, deniz, doğa ve dalış…

Samandağ ve Çevlik…

Arsuz…

İskenderun Körfezi…

Bunları tek tek saydığımızda elimizde turistik noktalar var.

Birbirine bağladığımızda ise elimizde destinasyon var.

Aradaki fark tam olarak bu.

Hatay’a gelen ziyaretçiye “Şurada da görülecek bir yerimiz var” demek yerine:

“Sana üç günlük, dört günlük, hatta mevsimine göre değişen bir Hatay hikâyesi sunuyoruz.”

diyebilmeliyiz.

Turist bir gün gastronomiyi yaşamalı, ertesi gün tarihi ve kültürü keşfetmeli, başka bir gün denize ulaşmalı; zeytinin hikâyesini dinlemeli, yerel üreticiyle tanışmalı, yöresel yemeği yerinde tatmalı.

Böyle yaptığımızda ziyaretçinin şehirde kalması için bir neden değil, birçok neden oluşturmuş oluruz.

BİR GECE DAHA, HATAY İÇİN ÇOK ŞEY DEMEK

Bir turistin Hatay’da bir gece daha kaldığını düşünelim.

Bir gece daha konaklayacak.

Bir öğün daha yemek yiyecek.

Bir esnaftan alışveriş yapacak.

Belki rehberlik, transfer veya ulaşım hizmeti alacak.

Başka bir ilçeye gidecek.

Yerel bir ürün satın alacak.

Dolayısıyla turistin şehirde kalış süresini artırmak yalnızca otelcilik meselesi değildir.

Turizm gelirini şehrin geneline yayma meselesidir.

Bu nedenle artık yalnızca:

“Hatay’a kaç turist geldi?”

sorusunu sormayalım.

Kaç gece kaldı?
Kaç ilçeye gitti?
Kaç işletmeye dokundu?
Ne satın aldı?
Hangi hikâyeyi yanında götürdü?
Ve yeniden gelmek istedi mi?

Bence Hatay turizminin yeni döneminde ölçmemiz gereken başarı biraz da budur.

İlk yazımızda kıyılarımızı ve deniz turizmini konuştuk.

İkinci yazımızda Hatay turizminin güçlü bir ortak sese olan ihtiyacını tartıştık.

Bugün ise bir adım daha ileri gidiyorum:

Hatay’a turist getirmek yetmez. Hatay’da tutmamız gerekiyor.

Bunun yolu da birbirinden kopuk turistik noktaları sıralamaktan değil, onları birbirine bağlayan gerçek, uygulanabilir ve satılabilir rotalar oluşturmaktan geçiyor.

Çünkü iyi bir destinasyon yalnızca insanları kendisine çeken yer değildir.

İyi bir destinasyon, gelen insana kalması için yeni bir neden sunmaya devam eden yerdir.

Hatay’ın elinde o nedenlerden fazlasıyla var.

Şimdi mesele, onları aynı hikâyenin içinde buluşturabilmek.