Manisa’da yaşanan ve can kayıplarının olduğu bildirilen tur otobüsü kazası, turizm sektöründe uzun zamandır tartışılması gereken önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Bir tur organizasyonunun yasal sorumluluğu kime aittir?
Bir turizmci, iş insanı ve gazeteci olarak bu meseleye yalnızca bir trafik kazası olarak bakmayı doğru bulmuyorum. Çünkü turizm, insanları bir noktadan başka bir noktaya taşımaktan ibaret değildir. Turizm; güven, tecrübe, organizasyon, mevzuat bilgisi ve her şeyden önemlisi insan hayatına karşı sorumluluk gerektiren profesyonel bir faaliyettir.
Yaşanan olayda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Ancak acımız kadar sorularımız da büyük.
Bir seyahat acentesinin A grubu işletme belgesine sahip olması, başka bir organizasyonun bütün faaliyetlerini otomatik olarak yasal hâle getirir mi?
Elbette hayır.
Seyahat acenteciliğinde yetki belgesi yalnızca bir evrak değildir. O belgenin arkasında hukuki yükümlülükler, mesleki sorumluluklar, tüketici hakları ve denetim mekanizmaları bulunmaktadır.
Eğer bir organizasyon, yetkisiz kişiler tarafından düzenlenmiş ve yalnızca yasal görünüm kazandırmak amacıyla belgeli bir seyahat acentesinin adı kullanılmışsa, burada üzerinde önemle durulması gereken ciddi bir mesele vardır.
Fakat bu ihtimalin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği, ancak sözleşmelerin, organizatörün, taşıma belgelerinin ve ilgili kayıtların incelenmesiyle belirlenebilir.
Bir acente gerçekten turu mu organize etti, yoksa yalnızca belgesini mi kullandırdı?
Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur.
Yıllardır bu sektörün içerisinde emek veren, sahada çalışan, misafirlerinin güvenliğini ve memnuniyetini önceleyen işletmeler olarak haksız rekabetin ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz.
Bir tarafta vergisini ödeyen, personel çalıştıran, sigorta ve sözleşme yükümlülüklerini yerine getiren seyahat acenteleri var. Diğer tarafta ise yetkisiz organizasyon ve belge kullandırma iddialarının sektör açısından yarattığı riskler bulunuyor.
Burada mesele yalnızca ekonomik kayıp değildir.
Mesele insan hayatıdır.
Üstelik bir otobüs kazasında taşıyıcının, sürücünün, araç sahibinin ve tur organizatörünün sorumlulukları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Bir kazanın meydana gelmiş olması tek başına acentenin kusurlu olduğunu göstermez.
Ancak böylesine ağır sonuçları olan olayların ardından organizasyon zincirinin bütün yönleriyle araştırılması gerekir.
Yetkili kurumların, ilgili meslek kuruluşlarının ve denetim birimlerinin bu konuyu yalnızca kazanın trafik boyutuyla değil, tur organizasyonunun hukuki yapısıyla da incelemesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü turizmde güvenlik, otobüs hareket ettikten sonra değil, tur planlandığı ilk anda başlar.
Son sözüm şu:
Turizmde tecrübe yalnızca yılların birikimi değildir. Gerektiğinde sorumluluk alabilmek, mevzuata uygun hareket etmek ve insan hayatını ticari kazancın üzerinde tutabilmektir.
Bir A grubu seyahat acentesi belgesi, yalnızca bir organizasyona yasal görünüm kazandırmak için kullanılabilecek bir kâğıt değildir.
Turizm ciddi bir meslektir. Seyahat acenteciliği sorumluluk gerektirir. İnsan hayatı ise hiçbir ticari hesabın konusu olamaz.