MUHAMMED HANİFİ KESİK · 05.10.2026
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir okul çantası üretildi.
Ama bildiğimiz okul çantalarından değil.
Kurşun geçirmez.
Yanlış okumadınız.
Ankara’da, çocukların okula giderken kullanması için balistik korumalı bir okul çantası geliştirildi.
Çantanın içerisinde kurşuna, şarapnele ve kesici aletlere karşı koruma sağlaması amaçlanan özel malzemeler var. Normal bir okul çantasından yaklaşık bir kitap kadar daha ağır.
Ve olası bir silahlı saldırıda çocuğun çantasını önüne alıp kendisiyle saldırgan arasında bir kalkan oluşturması bekleniyor.
Buraya kadar teknoloji.
Bundan sonrası eğitim.
Çünkü ben bu haberi okuyunca çantanın kaç kalibrelik mermiyi durdurduğunu merak etmedim.
Şunu merak ettim:
Biz ne ara bir çocuğun okul yolculuğuna mermi ihtimalini de ekledik?
Bir düşünün.
Sabah sekiz yaşındaki çocuğunuzu okula hazırlıyorsunuz.
Türkçe kitabı tamam.
Matematik defteri tamam.
Kalemlik tamam.
Beslenme tamam.
Su tamam.
Kurşun geçirmez plaka tamam.
Hadi oğlum, iyi dersler.
Bu cümlenin saçmalığı bile insanı rahatsız etmeye yetiyor.
Fakat daha rahatsız edici olan başka bir şey var.
Biz yetişkinlerin çok tuhaf bir problem çözme biçimi var.
Problemi ortadan kaldırmak yerine probleme uyum sağlayacak ürünler geliştiriyoruz.
Çocuklar okulda güvende değil mi?
Okulu daha güvenli hâle getirmekten önce çantayı zırhlıyoruz.
Şiddet artıyor mu?
Şiddetin kaynağını konuşmak yerine çocuklara kalkan veriyoruz.
Sonra bunun adına da “önlem” diyoruz.
Mühendislik açısından baktığınızda elbette değerli bir çalışma olabilir. Gerçek bir saldırı anında bir çocuğun hayatını kurtaracaksa kim buna itiraz edebilir?
Benim itirazım çantaya değil zaten.
Benim itirazım o çantaya ihtiyaç duyabileceğimizi kabullenmemize.
Çünkü bazen bir toplumun ürettiği ürünler, o toplum hakkında hazırlanan yüzlerce sayfalık rapordan daha fazla şey anlatır.
Çocuklar için kurşun geçirmez okul çantası üretmeye başladıysak burada konuşmamız gereken şey tekstil teknolojisi değildir.
Çocukların yaşadığı dünyadır.
Biz eğitim konuşurken sürekli başka şeylerle uğraşıyoruz.
Kaç soru çözdü?
Kaç net yaptı?
Hangi okulu kazandı?
Ödevi neden yapmadı?
Sınavdan neden 100 alamadı?
Telefonla kaç saat oynadı?
Bir taraftan çocukların akademik performansını santim santim ölçerken diğer taraftan onların yaşayacağı dünyayı giderek daha güvensiz hâle getiriyoruz.
Sonra da çözümü yine çocuğun sırtına yüklüyoruz.
Kelimenin tam anlamıyla.
Belki de bu çanta tam olarak bu yüzden çok güçlü bir sembol.
Çünkü yetişkinlerin çözemediği bir problemin ağırlığını yine çocuk taşıyor.
Biz şiddeti çözemiyoruz.
Çocuk taşıyor.
Biz güvenliği sağlayamıyoruz.
Çocuk taşıyor.
Biz sağlıklı bir toplum kuramıyoruz.
Çocuk taşıyor.
Sonra çanta ağır olmasın diye mühendislik yapıyoruz.
İroninin böylesi.
Üstelik mesele yalnızca silahlı saldırı da değil.
Bugün kurşun geçirmez çanta.
Yarın başka bir korku.
Çünkü çocukları korumakla çocukları sürekli tehlikeye hazırlamak arasında çok önemli bir fark var.
Bir çocuk okul kapısından içeri girerken kendisini güvende hissetmeli.
Çantasının onu koruyacağını düşünerek değil.
Okulun onu koruyacağını bilerek.
Ailesine güvenerek.
Öğretmenine güvenerek.
Topluma güvenerek.
Devlete güvenerek.
Çocuk dediğimiz şey biraz da budur zaten.
Dünyanın güvenli bir yer olduğuna bir süre daha inanabilme hakkı.
Bu yüzden Ankara’da geliştirilen o çantaya kızmıyorum.
Hatta belki gerçekten bir gün bir çocuğun hayatını kurtaracak.
Umarım hiçbir zaman buna ihtiyaç duyulmaz.
Ama o çantaya bakınca başka bir şey görüyorum.
Biz yetişkinlerin çocuklara bıraktığı dünyanın küçük bir fotoğrafını.
Ve bence artık eğitim üzerine konuşurken sadece çocukların geleceğe ne kadar hazır olduğunu tartışmayı bırakmalıyız.
Biraz da şu soruyu sormalıyız:
Hazırladığımız gelecek çocuklara ne kadar uygun?
Çünkü bir okul çantasının görevi kitap taşımaktır.
Hayal taşımaktır.
Bazen yarısı yenmiş bir tost, kırılmış iki kalem ve ne işe yaradığı bilinmeyen üç taş taşımaktır.
Mermi durdurmak değil.
Bir çocuğun sırtına kurşun geçirmez çanta takabiliyor olmamız teknolojik bir başarı olabilir.
Ama çocuklarımızın böyle bir çantaya ihtiyaç duyabileceği bir toplum oluşturmuşsak...
Orada övünülecek pek bir şey kalmamıştır.