23 Ağustos 2026 - Pazar

Vaatten Önce Yapılanlar, Söylemden Önce Sonuçlar

Dilgan Taş Kertuş’un Kaleminden;

Yazar - Dilgan Taş Kertuş Turizm Uzmanı | İş İnsanı | Gazeteci
Okuma Süresi: 9 dk.
 Dilgan Taş Kertuş  Turizm Uzmanı | İş İnsanı | Gazeteci

Dilgan Taş Kertuş Turizm Uzmanı | İş İnsanı | Gazeteci

dilganbilge@gmail.com - 05416838311
Takip EtGoogle News


Hatay Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yaklaşırken iş dünyasında doğal olarak hareketli bir süreç yaşanıyor. Adaylar açıklanıyor, ekipler kuruluyor, ziyaretler gerçekleştiriliyor, yeni dönem için mesajlar veriliyor.

Ahmet Bünyamin Yavuz, Mehmet Alakuş, adı seçim sürecinde gündeme gelen Ali Dablan ve mevcut Başkan Hikmet Çinçin…

Her ismin kendi tecrübesi, çevresi, temsil ettiği anlayış ve Hatay ekonomisine ilişkin düşünceleri elbette değerlidir. Ben bu seçim sürecine “kim kimi destekliyor?” penceresinden değil, daha temel bir soruyla bakmayı tercih ediyorum:

Hatay’ın bugün neye ihtiyacı var?

Çünkü sıradan bir şehirde, sıradan ekonomik koşullar altında yapılacak bir oda seçiminden söz etmiyoruz.

6 Şubat depremlerinin ardından ticari hayatı ağır yara almış, binlerce işletmesi yeniden ayağa kalkmaya çalışan, sanayicisi finansmana ve nitelikli personele ihtiyaç duyan, ihracatçısı yeni pazar arayan, sınır ticaretinde yeni bir dönemin eşiğinde bulunan Hatay’dan söz ediyoruz.

Böyle bir dönemde benim için ölçü nettir:

Vaatten önce yapılanlara, söylemden önce sonuçlara bakmak gerekir.

ELEŞTİRMEK KOLAY, SONUÇ ÜRETMEK ZORDUR

Seçim dönemlerinde “daha iyisini yapacağız”, “değiştireceğiz”, “üyeyi merkeze alacağız”, “ortak akılla yöneteceğiz” gibi cümleleri çok duyarız.

Bunların hepsi kıymetli söylemlerdir.

Fakat yöneticilikte asıl mesele, iyi cümle kurabilmek değil; o cümlenin altını doldurabilmektir.

Bir kurumu yönetirken kaynak bulabiliyor musunuz?

Uluslararası kuruluşlarla proje geliştirebiliyor musunuz?

Üyelerinizin karşı karşıya kaldığı krizlerde somut destek oluşturabiliyor musunuz?

Üretime yönelik yatırım ortaya koyabiliyor musunuz?

Hatay’ın ürününü uluslararası alanda markalaştırabiliyor musunuz?

Şehrin önündeki yeni ticaret fırsatlarını herkesten önce görüp ilişki geliştirebiliyor musunuz?

Ben seçim değerlendirmesini tam olarak bu sorular üzerinden yapıyorum.

Ve bu soruların karşısına bugüne kadar ortaya konulan çalışmalar konulduğunda, Hikmet Çinçin’in elinde ciddi bir icraat dosyası bulunduğunu kabul etmek gerekir.

DEPREM SONRASINDA MAKAMDA DEĞİL, SAHADA SINANAN BİR YÖNETİM

6 Şubat’tan sonra Hatay’da herkes için hayat değişti.

İş dünyası için ise yalnızca binalar değil, üretim zincirleri, müşteri ilişkileri, sermaye yapıları ve gelecek planları da yıkıldı.

İşte yöneticilik böyle dönemlerde sınanır.

HATSO yönetiminin depremden etkilenen üyeler için belirli aidat taksitlerini almama kararı vermesi, küçük işletmelere yönelik uluslararası kaynakların Hatay’a kazandırılması ve 930 işletmeye toplam 1 milyon 795 bin dolar düzeyinde hibe desteği ulaştırılması, benim açımdan üzerinde özellikle durulması gereken sonuçlardır.

Çünkü burada yalnızca “işletmelerimizin yanındayız” denilmedi.

Kaynak bulundu ve işletmeye ulaştırıldı.

Bu ikisi arasında büyük fark vardır.

ÜRETİM DİYORSANIZ, ORTADA ÜRETİM TESİSİ OLMALI

Hatay’ın geleceği yalnızca hizmet sektöründe değil, yeniden üretimde güçlenmek zorunda.

Depremde zarar gören dericilik sektörüne yönelik geliştirilen Kireçlik Yarma Ortak Üretim Tesisi’nin aylık 180 ton seviyesine ulaşabilecek üretim kapasitesi, bu yüzden önemli.

Ben böylesi projeleri değerli buluyorum.

Çünkü proje denildiğinde önümde broşür değil, tesis görmek istiyorum.

Üretim denildiğinde slogan değil, makine görmek istiyorum.

İstihdam denildiğinde seçim konuşması değil, insanlara çalışma alanı oluşturabilecek altyapı görmek istiyorum.

Hatay’ın bundan sonraki dönemde tam olarak bu anlayışa ihtiyacı var.

ANTAKYA KÜNEFESİ BİR TATLI DEĞİL, BİR MARKA DEĞERİDİR

Bir başka önemli konu Antakya Künefesi’nin Avrupa Birliği coğrafi işaret tescilidir.

Bazen bu tür başarıları birkaç haber başlığıyla geçiştiriyoruz.

Oysa mesele yalnızca künefe değildir.

Bir şehrin ürününü uluslararası düzeyde koruma altına almak; o ürünün markalaşmasına, tanıtımına, gastronomi turizmine ve ihracat potansiyeline katkı sağlamaktır.

HATSO tarafından yıllar önce başlatılan başvuru sürecinin Avrupa Birliği tesciliyle sonuçlanması, bana göre Hatay adına uzun vadeli düşünmenin güzel örneklerinden biridir.

Turizm sektörünün içinden gelen biri olarak bunu ayrıca önemsiyorum.

Çünkü bugün dünyada şehirler yalnızca deniziyle, tarihiyle veya oteliyle yarışmıyor.

Gastronomisiyle, coğrafi işaretli ürünleriyle ve hikâyesiyle yarışıyor.

Hatay’ın elindeki bu gücü ekonomik değere dönüştürmek zorundayız.

SURİYE KONUSUNDA DUYGULARLA DEĞİL, EKONOMİK AKILLA HAREKET ETMELİYİZ

Hatay’ın geleceğine bakarken Suriye gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Sınırın öte tarafında yeniden şekillenecek ekonomik hayat, Hatay için önümüzdeki yılların en önemli ticari fırsatlarından birini oluşturabilir.

Şam, Halep, İdlib, Lazkiye ve diğer bölgelerdeki ticaret odalarıyla kurulan temaslar bu nedenle önemlidir.

Ben bu konuyu yalnızca bugünün ticareti açısından da değerlendirmiyorum.

Hatay doğru pozisyon alırsa lojistikten inşaata, gıdadan tekstile, turizmden hizmet sektörüne kadar çok geniş bir alanda bölgesel ticaret merkezi haline gelebilir.

Ancak bunun için kapılar açıldıktan sonra ilişki kurmaya çalışan değil, kapılar açılmadan önce masada yerini alan bir Hatay iş dünyası gerekiyor.

Bu noktada mevcut yönetimin kurduğu temasları değerli buluyorum.

DİĞER ADAYLARA HAKSIZLIK ETMEDEN…

Şunu özellikle ifade etmek isterim:

Bu değerlendirme diğer adayları değersizleştirmek değildir.

Ahmet Bünyamin Yavuz, HATSO yönetiminde görev yapmış ve kurumun işleyişini bilen bir isimdir. “Değişim, yenilik ve ortak akıl” vurgusuyla seçim sürecinde kendi iddiasını ortaya koyuyor.

Mehmet Alakuş, meslek odası başkanlığından gelen saha tecrübesiyle özellikle esnafın ve meslek gruplarının daha aktif hale getirilmesi gerektiğini savunuyor. Bunun da tartışılması ve dinlenmesi gerekir.

Ali Dablan ise genç girişimcilik alanındaki geçmişi ve iş dünyasındaki ilişkileriyle dikkat çeken bir isimdir.

Demokrasinin ve oda kültürünün güzelliği de burada.

Aday çıkmalıdır.

Fikir yarışmalıdır.

Projeler tartışılmalıdır.

Kimse aday olduğu için eleştirilmemeli, hiç kimse de mevcut görevinde olduğu için otomatik olarak desteklenmemelidir.

Ancak bir farkı da görmezden gelemeyiz:

Bir tarafta geleceğe ilişkin vaatler, diğer tarafta geçmişten bugüne ölçülebilen sonuçlar bulunuyor.

Benim değerlendirmemde terazinin ağır bastığı nokta tam olarak budur.

HATAY’IN DENEME-YANILMAYA AYIRACAK ZAMANI YOK

Bugün Hatay Ticaret ve Sanayi Odası’nın başında bulunacak kişinin yalnızca iyi bir iş insanı olması yetmez.

Ankara’yı bilmesi gerekir.

Uluslararası kuruluşlarla konuşabilmesi gerekir.

Fon mekanizmalarını tanıması gerekir.

Sınır ticaretinin dilini bilmesi gerekir.

Sanayicinin problemini anlaması gerekir.

Turizmi, gastronomiyi, ihracatı ve üretimi aynı ekonomik bütün içerisinde okuyabilmesi gerekir.

Ve en önemlisi:

Kriz yönetmiş olması gerekir.

Çünkü Hatay hâlâ olağanüstü bir dönemden geçiyor.

Bu nedenle benim açımdan HATSO seçiminin temel sorusu “Yeni bir isim mi gelsin, mevcut isim mi devam etsin?” değildir.

Temel soru şudur:

Hatay’ın önündeki kritik birkaç yılı hangi yönetim anlayışına teslim edeceğiz?

BEN NEDEN HİKMET ÇİNÇİN DİYORUM?

Çünkü benim için başarı, yalnızca seçim döneminde anlatılanlarla ölçülmez.

Geride bırakılan izlerle ölçülür.

Bir işletmeye kaynak ulaştırmışsanız sonuçtur.

Bir üretim tesisini hayata geçirmişseniz sonuçtur.

Hatay’ın bir değerini Avrupa’da tescil ettirmişseniz sonuçtur.

Uluslararası kuruluşları Hatay için proje üretmeye ikna etmişseniz sonuçtur.

Suriye’nin yeniden şekillenen ticari yapısında Hatay’a yer açmak için bugünden temas kuruyorsanız bu da geleceğe yönelik doğru pozisyondur.

Yeni dönem için açıklanan mesleki eğitim merkezi ve ilçelere yayılacak ihracat eğitimleri gibi projeler de tamamlandığında aynı şekilde sonuçlarıyla değerlendirilmelidir.

Kimseye açık çek verilmemelidir.

Hikmet Çinçin’e de verilmemelidir.

Başkan yeniden seçilirse kendisinden daha fazlasını istemek, verilen sözlerin takipçisi olmak ve sonuçlarını sorgulamak yine hepimizin görevidir.

Fakat bir tercih yapacaksak, elimizdeki veriye bakmak zorundayız.

Ben baktığımda şunu görüyorum:

Hikmet Çinçin’in en güçlü seçim propagandası söyleyeceği yeni sözler değil, bugüne kadar ortaya koyduğu sonuçlardır.

Hatay’ın yeniden ayağa kalkmaya çalıştığı bu dönemde benim tercihim; sıfırdan denemek yerine, tecrübesi sınanmış, kurumsal ilişkileri oluşmuş ve proje üretme kapasitesini göstermiş bir anlayışın devamından yanadır.

Çünkü artık güzel cümlelerden daha fazlasına ihtiyacımız var.

Hatay’ın üretmeye, ihracat yapmaya, yatırım çekmeye ve dünyayla yeniden güçlü bağ kurmaya ihtiyacı var.

O nedenle bu seçim sürecinde herkesin önüne aynı ölçüyü koymasını diliyorum:

Vaatten önce yapılanlara bakın.
Söylemden önce sonuçları sorun.

Gerisi zaten kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.