Dilgan Taş Kertuş · 19.09.2026
Hatay’da turizm üzerine ne zaman konuşsak aynı cümlelerle başlıyoruz:
“Hatay’ın büyük bir turizm potansiyeli var.”
Var. Hem de fazlasıyla…
Binlerce yıllık tarihimiz, inanç merkezlerimiz, dünyaya anlatabileceğimiz gastronomimiz, Akdeniz’e açılan kıyılarımız, doğamız, yaylalarımız ve birbirinden farklı turizm alanlarına dönüşebilecek değerlerimiz var.
Fakat artık başka bir soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:
Bunca değerimiz varsa, Hatay neden turizmden hak ettiği payı hâlâ alamıyor?
Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım deniz turizmi dosyasında İskenderun Körfezi’nden Arsuz’a, Madenli’den Konacık’a, Samandağ-Çevlik hattından Yayladağı ve Karamağara’ya kadar uzanan kıyı potansiyelini ele aldım.
O dosyayı hazırlarken bir kez daha gördüm ki mesele yalnızca yeni bir tesis yapmak, yeni bir proje açıklamak ya da birkaç turistik noktayı tanıtmak değil.
Asıl mesele, bütün bunları ortak bir turizm vizyonunun parçaları hâline getirebilmek.
HERKES KONUŞUYOR, PEKİ TURİZMİN ORTAK SESİ NEREDE?
Yıllardır turizm sektörünün içerisindeyim.
Seyahat acentesinden otelciye, restorancıdan taşımacıya, rehberden turizm yatırımcısına kadar herkesin ayrı bir sorunu, ayrı bir beklentisi var.
Ancak burada önemli bir eksikliğimiz olduğunu düşünüyorum:
Sorunlarımızı ortak bir sektör talebine dönüştürmekte yeterince güçlü değiliz.
Bir işletmecinin tek başına dile getirdiği sorun başka, sektörün ortak iradesiyle ortaya koyduğu talep başkadır.
İşte tam bu noktada “temsil” meselesinin önem kazandığına inanıyorum.
Temsil etmek yalnızca bir koltukta oturmak değildir.
Temsil; sahayı bilmektir. Dinlemektir. Sorunu doğru tespit etmektir. Çözüm üretmektir.
Gerektiğinde belediyenin, valiliğin, kalkınma ajansının, bakanlığın ya da yatırımcının karşısına çıkıp sektör adına doğru cümleyi kurabilmektir.
Ve en önemlisi:
Seçimden seçime değil, yılın 365 günü sektörün yanında olabilmektir.
DEPREM SONRASI HATAY’DA TURİZMİ ESKİDEN KONUŞTUĞUMUZ GİBİ KONUŞAMAYIZ
6 Şubat depremlerinden sonra Hatay’ın önünde yalnızca bir yeniden inşa süreci yok.
Aynı zamanda ekonomik hayatın yeniden ayağa kaldırılması meselesi var.
Turizm de bunun önemli parçalarından biri olmak zorunda.
Çünkü turizm yalnızca otele gelen turist demek değildir.
Turizm; esnaftır, restorandır, ulaşımdır, rehberdir, üreticidir, istihdamdır.
Bir turistin Hatay’da geçirdiği bir günün ekonomik karşılığı, şehirde birbirinden farklı onlarca sektöre dokunur.
Dolayısıyla artık sadece:
“Hatay’a daha fazla turist gelsin.”
demek yetmez.
Nasıl gelecek?
Nerede konaklayacak?
Kaç gün kalacak?
Hangi rotayı gezecek?
Nasıl ulaşacak?
Ne satın alacak?
Ve en önemlisi, Hatay’dan ayrılırken bu şehri neden bir başkasına tavsiye edecek?
Bunların tamamına cevap verebilen bir turizm anlayışına ihtiyacımız var.
KURUMLARIN GÜCÜ, SAHANIN SESİYLE BİRLEŞMELİ
Tam da burada meslek kuruluşlarına önemli görevler düşüyor.
Hatay Ticaret ve Sanayi Odası başta olmak üzere sektörün temsil edildiği kurumların kamu, özel sektör ve yatırımcı arasında güçlü bir köprü oluşturması gerektiğini düşünüyorum.
HATSO Başkanı Hikmet Çinçin’in başkanlığındaki mevcut dönemde, özellikle 6 Şubat sonrasında Hatay iş dünyasının yeniden ayağa kalkması için ortaya konulan çabanın ve farklı kurumlarla kurulan temasların önemini görmezden gelemeyiz.
Ancak Hatay yeniden kurulurken artık önümüze de bakmak zorundayız.
Çünkü şehir yeniden yapılanırken turizmin de yeniden yapılanması gerekiyor.
Burada ihtiyaç duyduğumuz şey, bugüne kadar oluşan kurumsal tecrübeyi, sahadan gelecek yeni fikirlerle ve güçlü bir temsil anlayışıyla buluşturabilmek.
Bence önümüzdeki dönemde asıl konuşmamız gereken meselelerden biri de bu olmalı.
GÜÇLÜ TEMSİL NE DEMEK?
Benim anladığım güçlü temsil, en yüksek sesle konuşmak değildir.
Doğru yerde, doğru zamanda, doğru sözü söyleyebilmektir.
Masaya oturduğunda konuşabilen ama sahaya çıktığında da dinleyebilen…
Sorunu anlatmakla yetinmeyip çözüm önerebilen…
Kamu kurumlarıyla iletişim kurabilen ama sektörün gerçeklerinden de kopmayan…
Turizmi birkaç işletmenin meselesi olarak değil, Hatay’ın ortak ekonomik geleceğinin bir parçası olarak görebilen bir temsil anlayışından söz ediyorum.
Çünkü iyi projeler kadar o projelerin arkasında duracak iradeye, doğru fikirler kadar o fikirleri doğru makamlara taşıyabilecek insanlara da ihtiyacımız var.
BU KÖŞEDE HATAY TURİZMİNİ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Önümüzdeki haftalarda bu köşede Hatay turizmini farklı yönleriyle ele almaya devam edeceğim.
Denizi konuşacağız.
Gastronomiyi konuşacağız.
İnanç turizmini, konaklamayı, ulaşımı, tanıtımı, yatırımı ve sektörün sahadaki gerçek sorunlarını konuşacağız.
Yapılan doğru işleri teslim edeceğiz.
Eksik gördüklerimizi de söyleyeceğiz.
Ama yalnızca eleştirmek için değil, “Peki çözüm ne?” sorusunun cevabını aramak için…
Çünkü artık yıllardır tekrarladığımız o cümlenin ötesine geçmenin zamanı geldi:
“Hatay’ın büyük bir turizm potansiyeli var.”
Evet, var.
Ama potansiyel tek başına şehirleri turizm destinasyonu yapmıyor.
Potansiyelin plana, planın projeye, projenin icraata dönüşmesi gerekiyor.
Bütün bunların gerçekleşebilmesi için de sektörün güçlü, sürekli ve nitelikli bir ortak sese ihtiyacı var.
O nedenle bugün soruyu biraz değiştirmek istiyorum:
“Hatay turizminin sesi kim olacak?” diye sormadan önce, “Hatay turizminin sesi nasıl daha güçlü olacak?” sorusunu konuşmalıyız.
Belki de aradığımız yolun başlangıcı tam olarak burada.